Akciğer Kanseri, prostat kanserinden sonra en sık görülen kanser tipidir. Tüm kanser ölümlerinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Tüm akciğer kanseri hastalarının sadece %15'i tanıdan sonra 5 yıl ve daha fazla yaşanmaktadır. Kadınlarda insidans artmasına karşılık erkeklerde azalmaktadır. Yakın zamanlarda yapılan analizlerde sigara içmeyen erkeklerde de artış olduğu belirtilmiştir. Bunun nedeni bilinmemektedir. Etyolojide en önemli faktör sigaradır. Akciğer kanserlerinin yaklaşık %85-90'ından sorumludur. Sigara, akciğer kanseri riskini içmeyenlere göre 30 kat arttırmaktadır. Pasif içicilik de riski yaklaşık iki kat arttırmaktadır. (1) On paket-yıldan (10 yıl günde bir paket sigara içilmesi) fazla sigara içenlerde ölüm sıklığı içmeyenlere göre belirgin olarak artmaktadır. Risk kullanılan sigara sayısı ve kullanım süresine göre farklılık göstermektedir. Sigara bırakıldıktan sonra akciğer kanseri gelişme riski 15 yılda içmeyen kişilere yakın düzeyde bir riske inmektedir.
Türkiye'de akciğer kanserinin oluşumunda rol oynayan diğer önemli bir faktör asbest ile temastır. Havayla taşınan küçük partiküllere bölünen bir mineral bileşiği olan asbest, havayoluyla taşınan liflerle karşılaşan kişilerde, özellikle de sigara içenlerde, akciğer kanseri riskini artırdığı bilinen bir karsinojendir. Sigara içen kişilerde asbest ile temas kanser riskini 90 kat arttırmaktadır. Akciğer kanserlerinin %3-4 kadarının asbeste maruz kalınmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. (2) Radyasyona maruz kalanlarda akciğer kanseri riski artmaktadır. Radon gazı akciğer kanseri etyolojisinde rol oynayan diğer bir radyoaktif maddedir ve doğada değişik bölgelerde yüksek oranda bulunabilmektedir. Radyoaktif bir gaz olan ve radyum 226'nın bozunmasıyla ortaya çıkan radon gazı, akciğer kanserinin ikinci sıradaki nedenidir.(3) Bu izotopun bozunması alfa partikülleri yayan maddelerin üretilmesine yol açar, bu partiküller hücre hasarına yol açabilir ve dolayısıyla malign dönüşüm potansiyelini artırır. Kronik obstruktif akciğer hastalığında, tekrarlayan akciğer inflamasyonu ve akciğerdeki skar dokularında (örneğin tüberküloza bağlı) kanser gelişimi artmaktadır. ‘Field' etki denen durumda özellikle baş-boyun kanseri olan kişilerde akciğer kanseri daha sık olarak görülmektedir. Bu, kanserojen faktörün tüm epitel yüzeye etki yapmasına bağlıdır. Ek olarak, aile öyküsü ve bis (klorometil) eter, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, krom, nikel ve organik arsenik bileşikleri gibi diğer karsinojenlerle karşılaşma bulunmaktadır.
Korunma ve Tarama
Akciğer kanserinin önlenmesi ve mortalitesinin azaltılması, sigaraya başlanmasını engelleyecek etkin halk sağlığı politikalarını, tütün ürünlerini denetim altında tutulmasını ve diğer tütün kontrol önlemlerini gerektirir.
Herkes tütün kullanımının neden olduğu sağlık sonuçları, bağımlılık yapma özelliği ve taşıdığı hayati tehlike hakkında bilgilendirilmelidir. Tüm bireyleri tütün dumanına maruz kalmaktan korumak için hükümet düzeyinde etkin önlemler alınmalıdır.
Akciğer karsinojenlerini dağıtan sistem aynı zamanda bağımlılık yapma özelliği yüksek olan bir madde olan nikotini içermektedir. Akciğer kanseri mortalitesinin azaltılması için nikotin alışkanlığı bulunan kişilerin tanımlanması, danışmanlık verilmesi ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Sağkalımın tarama ve erken tanıdan olumlu etkilendiği gerçeğinden hareketle,
akciğer kanseri toplum bazlı bir tarama yaklaşımı için uygun bir adaydır. Akciğer kanseri taramasında spiral BT ile gerçekleştirilen pilot çalışmaların umut verdiği ve yeni tanı konulan olguların %80'den fazlasında evre I saptanabilen akciğer kanseri bulunduğu bildirilmiştir.(6,7) Bugün için halen standart bir uygulama değildir.
PATOLOJİ VE DOĞAL SEYİR
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, tüm olgularının %80-85 kadarından sorumludur ve başlıca üç tipi vardır; “squamoz” hücreli, adenokarsinoma ve büyük hücreli kanser tipleridir. Squamoz hücreli kanser tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık % 30'unu oluşturur. Eskiden bu hücre tipindeki tümörlerin akciğer santralinde ve adenokanserlerin periferde oluşma eğilimi olduğu düşünülürken yeni çalışmalarda her iki tip tümörün de benzer lokalizasyonlar gösterdiği yayınlanmıştır. Diğer tiplere göre squamoz hücreli kanserler lokal kalma eğilimi gösterirler. Tedavilerden sonra da lokal tekrarlamalar daha fazladır. Adenokanserler ve büyük hücreli kanserler tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %60'ını oluştururlar. Sigara içmeyenlerde ve kadınlarda en sık görülen tip adenokanserdir. Ancak hastaların çoğunda sigara içme hikayesi bulunur. Akciğer periferinde yerleşen tümörlerin yarıdan fazlasında lenf nodu metastazı bulunur. Bu tümörlerin metastaz yapma eğilimleri daha fazladır. Bronşiyoloalveoler karsinom (BAC), pulmoner adenokarsinomun önemli bir alt tipidir. Saf BAC'ta stroma, plevra veya lenfatik boşluk invazyonu olmaması gerekir.(8) BAC 3 alt tipe ayrılır: Non-müsinöz, müsinöz ve mikst bir müsinöz ve nonmüsinöz veya belirlenemeyen form. Nonmüsinöz BAC tiroid transkripsiyon faktörü-1 (TTF-1) ve sitokeratin-7 (CK7) pozitifliği gösterir. Müsinöz BAC, sıklıkla CK7+/CK20+, TTF-1 negatif olarak bildirilmiştir.(9) CDX-2 intestinal kökenli adenokarsinomlar için oldukça duyarlı ve özgül bir belirteçtir ve müsinöz BAC'ı metastatik primer gastrointestinal kanserlerden ayırt etmek için kullanılabilir. Buna karşılık BAC'lar çoğunlukla CK7+ ve CK 20-'dir ve bu nedenle CK7- ve CK20+ olan metastatik kolorektal adenokarsinomdan ayırt edilebilir.
Prognostik Faktörler
KHDAK hastalarında sağkalımı öngören bazı prognostik faktörler bulunmaktadır. İyi prognoz faktörleri tanı sırasında hastalığın erken evrede olması, performans durumunun iyi olması (Eastern Cooperative Oncology Group 0, 1 veya 2), önemli kilo kaybı olmaması (%5'ten fazla değil) ve kadın cinsiyettir. Kras onkogenlerin ve diğer biyolojik belirteçlerin aktivasyonu ve tümör supresor gen (p53) mutasyonları gibi yeni biyolojik prognostik faktörlerin kötü prognozu öngörmekte önemli değeri olabilir.(10,11) Yaş ve histolojik alt tipin prognostik önemi çok azdır.
TANI
1. Klinik-Radyolojik Tanı
İlk klinik değerlendirmede klinik evre hastalık öyküsünden (yani öksürük, kilo kaybı, vs.) ve fizik muayeneyle birlikte patolojik bir incelemeyi, toraks BT'sini (üst abdomen ve adrenaller dahil olmak üzere), bir tam kan sayımını (CBC) ve kan biyokimya profilini içeren sınırlı bir test dizisiyle belirlenmektedir. Akciğer kanserli olguların çoğu lokal yayılım kaynaklı belirti ve bulgular olan; uzun süren veya karakteri değişen öksürük, kanlı balgam - hemoptizi, nefes darlığı, göğüs - sırt ağrısı, ses kısıklığı, tekrarlayan veya rezolüsyonu geciken pnömoniler, vena cava superior sendromu, Horner sendromu, plevralperikardiyal effüzyon ve/veya sistemik yayılımı düşündüren kilo kaybı, kemik veya baş ağrısı, kişilik değişiklikleri, serum alkalen fosfataz, serbest kalsiyum,
ve LDH yüksekliği gibi belirti ve bulgular ve/veya hipertrofik pulmoner osteoartropati ve diğer paraneoplastik sendromlar ile başvururlar. Bu klinik tablo ile akciğer kanseri ön tanısı alan olgularda; belirtilerin başlangıcı ve seyrine ilişkin anamnez, fizik muayene, postero-anterior ve lateral akciğer grafisi ile ön değerlendirme yapılmalıdır. İyi kalitede iki yönlü akciğer grafisi genellikle (%85) akciğer kanserini ekarte ettirir. Akciğer grafisinde; nodül- kitle, hiler- mediastinal genişleme, atelektazi- konsolidasyon, plevral effüzyon, diyafragma yüksekliği gibi bulgular akciğer kanseri ön tanısını kuvvetlendirir. Klinik bulgular ve akciğer grafisi ile kesin ileri evre akciğer kanseri (T4, N3, M1) olduğu düşünülen olgularda; balgam sitolojisi, varsa plevral effüzyon incelenmesi veya metastatik cilt lezyonlarından, supraklavikuler veya skalen lenf nodundan biyopsi yapılarak tanı konulmaya çalışılmalıdır. Diğer olgularda ise tanı yöntemlerinin seçilmesi ve hastalığın evrelenmesi için; karaciğer ve adrenal glandları da görüntüleyen toraks- üst abdominal bilgisayarlı tomografi( BT) çektirilir. Tedavi planı ve prognoz değerlendirmesi için; tam kan sayımı, sodyum, potasyum, glukoz, kreatinin, total bilüribin, alkalen fosfataz, GGT, LDH, ALT, AST, kalsiyum ve EKG rutin olarak yapılması gereken incelemelerdir.
Metastazdan şüphelenilen bölgelere yönelik radyolojik inceleme yapılmalıdır. Akciğer kanserlerinde MRI rutin radyolojik tanı yöntemi değildir. Süperior sulkus tümörü düşünülen olgularda rutin tanı ve evreleme aracı olarak tercih edilmelidir. PET (positron emission tomography): Her ne kadar toraks BT'si hiler ve mediastinal lenf nodlarının ilk değerlendirmesi için kullanılabiliyor olsa da akciğer kanserinde lenf nodu tutulumunun derecesini sınırlı olarak değerlendirebildiği bilinmektedir.(12) Seely ve ark. tümörleri T1 olan erken evre hastalarda rutin mediastenoskopide ve toraks BT'sinde keşfedilen metastatik lenf nodu sayısını bildirmiştir.(13) Bu çalışma, klinikte evre IA tümör olarak görünen hastaların %21'inde N2 veya N3 nodlar tanımlandığını ortaya koymuştur. Toraks BT'sinin pozitif prediktif değeri hasta başına sadece %43 ve negatif prediktif değeri ise %92 idi. Anatominin aksine tümör fizyolojisini saptadığından, PET görüntülemesinin potansiyel olarak BT'den daha duyarlı olduğu düşünülmektedir. Tanı zorluğu yaşanan ve cerrahi için yüksek risk taşıyan akciğer kanseri şüpheli, radyolojik olarak gizli veya sınırda rezektabl olgularda, soliter pulmoner nodül veya kitlelerin tanımlanmasında, metastatik, ikinci primer akciğer kanseri ve/ veya satellit nodüller (T4, M1) ile nüks akciğer tümörlerinin belirlenmesinde yüksek duyarlılık ve özgüllük sonuçları verilmektedir. Pozitif prediktif değeri düşüktür ve çoğunlukla sitopatolojik değerlendirme gerektirir. Ancak negatif prediktif değerinin yüksek olması klinik kullanım açısından önemlidir. KHDAK'ta N2 ve N3 hastalığın tanımlanmasında PET ile BT'in karşılaştırıldığı bir çalışmada PET'in mediastinal nod hastalığını tanımlamakta BT'den daha duyarlı olduğunu bulmuşlardır (%81'e karşılık %76). (14) PET mediastinal nodları evrelemek için kullanıldığı zaman %78 duyarlı ve %81 özgül olduğu ve negatif prediktif değerinin %89 olduğu bildirilmiştir. (15) Yukarıdaki düşüncelerden hareketle, PET'in küçük hücreli dışı akciğer kanserinin değerlendirilmesinde ve daha doğru evrelenmesinde, örneğin, evre I (periferik ve santral T1-2, N0; periferik T1, N0 için öneri 3), evre II, evre III ve evre IV hastalığın tanımlanmasında, bir rolü olabileceğine inanılmaktadır. Bununla birlikte, pozitif PET bulgularının patolojik olarak veya diğer radyolojik yöntemlerle doğrulanması gerekmektedir.
2. Histopatolojik tanı:
Klinik ve standart akciğer grafisi ile ileri evre (T4,N3, M1) olduğu düşünülen olgularda balgam sitolojisi (en az üç kez), torasentez ile alınan plevral sıvı sitolojisi, patolojik periferik lenf nodu veya yumuşak doku metastazı iğne aspirasyonu veya biyopsisi ile tanı konulabilir. Bu olgularda ileri incelemeye gerek yoktur. Klinik ve radyolojik olarak erken evre veya kesin ileri evre olmayan olgulardan; santral yerleşimli kitlesi olanlarda bronkoskopik, periferik yerleşimli kitlelerde ise transkütan iğne aspirasyonu- biyopsisi ile %85-90 oranında tanı konulur. Bronkoskopi hem santral, hem de periferik akciğer lezyonlarının lokal evrelemesinde de kullanılmakta ve evre I, evre II, evre IIIA ve evre IIIB (T4, N0-1) tümörlerin tedavi öncesi değerlendirmesinde önerilmektedir. Periferik yerleşimli tümörlerde de bronkoskopik örnekler ile sınırlı da olsa tanı koyma olasılığı nedeniyle ve aynı zamanda santral bronşlarda olabilecek diğer lezyonların değerlendirilmesi için bronkoskopi öncelikle yapılmalıdır. Bununla birlikte, soliter bir pulmoner
nodülü bulunan hastalarda malignite şüphesi yüksekse, öncesinde invaziv testler yapılmaksızın cerrahi rezeksiyon yapılması mantıklı olabilir. Bir cm'den küçük subplevral yerlesimli nodüller ve diyafrağmatik bölgelerde lokalize nodüllerde torakoskopi (VATS) tanı için uygun bir yöntemdir. Akciğer kanserini sınıflamak, invazyon derecesini belirlemek ve kanserin
cerrahi marjinleri tutma durumunu ortaya koymak için patolojik inceleme yapılmaktadır. (16) Cerrahi patoloji raporu, Dünya Sağlık Örgütü'nün akciğer karsinomları için yayınladığı histolojik sınıflandırmayı içermelidir. (17) Preoperatif değerlendirmeler aşağıdaki örneklerin incelenmesini kapsar: Bronş fırça biyopsisi, bronş lavajı, ince iğne aspirasyon (FNA) biyopsisi,
kalın iğne (core needle) biyopsisi, endobronşiyal biyopsi ve transbronşiyal biyopsi. Ek olarak, evrelemeyi ve terapötik seçenekleri değerlendirmek için mediastinal lenf nodlarından örnek alınmaktadır. Lobektomi veya pnömektomi örnekleri, cerrahi rezeksiyon marjinlerinin durumunu belirlemek, cerrahi sırasında keşfedilen nodüllere tanı koymak veya bölgesel lenf nodlarını değerlendirmek için, intraoperatif olarak incelenmektedir. Postoperatif değerlendirme,
tümör tipinin sınıflandırılması, evreleme ve prognostik faktörler için gerekli olan patolojik özellikleri sağlamaktadır. İmmunohistokimyasal Boyama: Akciğerin primer adenokarsinomu çoğunlukla CK7+ ve CK20-'dir ve böylece CK7- ve CK20+ olan metastatik kolorektal adenokarsinomdan ayırt edilebilir. CDX-2 metastatik gastrointestinal maligniteler için oldukça spesifik ve hassas bir belirteçtir ve primer akciğer tümörlerinden ayırt edilmelerine yardımcı olabilir. TTF-1 primer adenokarsinomun metastatik olandan ayırt edilmesinde çok önemlidir, çünkü akciğer karsinomlarının çoğunda TTF-1 pozitifken, metastatik akciğer adenokarsinomunda neredeyse daima negatiftir. TTF-1 tiroid kanseri hastalarında pozitiftir. Ek olarak, bu hastalarda tiroglobulin bulunurken, akciğer kanseri hastalarında negatiftir. İmmunohistokimya, malign mezoteliyoma ile akciğer adenokarsinomunun ayırt edilmesinde en değerli olan yöntemdir. Mezoteliyomada negatif, fakat adenokarsinomda pozitif olan boyalar CEA (karsionembriyojenik antijen), B72.3, Ber-EP4 ve MOC31'dir. Mezoteliyoma için hassas ve özgül olan boyalar WT-1, kalretinin ve sitokeratin 5/6'dır. Akciğerin nöroendokrin tümörlerine tanı koymak için kromogranin ve sinaptofizin kullanılmaktadır. Tüm tipik ve atipik karsinoid tümörler kromogranin ve sinaptofizin ile boyanırken, küçük hücreli akciğer kanseri olguların %25'inde negatiftir.
Akciğer kanserlerinde tedavi seçimi ve prognoz belirlemesi için hastalığın evresini bilmek gereklidir. Hastaların klinik özellikleri, biyokimyasal testleri ve radyografileri değerlendirilerek gerekli evreleme yöntemlerine başvurulmalıdır. (Sayfa Başına Git)
LOKOREJİYONEL HASTALIĞI EVRELEME
Lokorejyonel evreleme yöntemlerinin amacı rezektabilite tayinine yöneliktir.
Klinik-Radyolojik Evreleme:
Tüm olgulara rutin olarak iki yönlü akciğer grafisi ve klinik- radyolojik olarak çok ileri evrede değilse toraks- üst abdomen BT çektirilir. Solunum ile akciğer parankimindeki küçük lezyonların yukarı aşağı hareketi sonucu aksiyal kesitlerde yalancı negatif görüntü oluşumunu önlemek ve gerekli olgularda iyi kontrast çalışması için kesit kalınlığı ve aralığı maksimum 10 mm olan spiral BT tercih edilmelidir. Klinik ve standart radyografi ile lokal ileri veya yaygın evre tümörü olduğu düşünülen olgularda (T4, N3, M1); lokal hastalık için ileri evrelemeye gerek yoktur.
Toraks BT; primer tümörün büyüklük ve lokalizasyonu, çevresindeki organlar ile ilişkisi, hiler ve mediastinal lenf nodlarının varlığı ve boyutları, satellit ve diğer nodüller, karaciğer ve adrenal glandlara metastaz olup olmadığını gösterebilen, üst abdomeni de kapsayan kontraslı ve spiral olmalıdır. Toraks BT'de mediyastinal patolojik boyutta lenf nodu ( kısa çapı > 1 cm) görülen olgularda bronkoskopik mediyastinal evreleme, ileri invaziv evreleme yöntemlerine gereksinimi ortadan kaldırabilen etkin ve ekonomik bir yöntemdir. N3 şüphesi olanlar başta olmak üzere mediyastinal patolojik boyutta lenf nodu olan olgularda uygulanmalıdır. Göğüs duvarı, mediastinal yapılar ve damarlar, diyafragma, vertebra invazyonu şüphesinde ve özellikle süperior sulkus tümörlerinin evrelendirilmesinde MR tercih edilmelidir. Mediastinal lenf nodlarının değerlendirilmesinde PET'in BT'ye üstünlüğü gösterilmiştir. Tek incelemede intra ve ekstra torasik olası metastazların değerlendirilmesini de sağlamaktadır. Her ne kadar toraks BT'si hiler ve mediastinal lenf nodlarının ilk değerlendirmesi için kullanılabiliyor olsa da, akciğer kanserinde lenf nodu tutulumunun derecesini sınırlı olarak değerlendirebildiği bilinmektedir. (12) Postobstrüktif pnömoni varsa, mediastinal lenf nodlarının büyüklüğüyle tümör tutulumu arasında çok zayıf bir bağlantı olduğu saptanmıştır. (18) Son yıllarda hastalığın yayılma derecesinin değerlendirilmesi ve daha doğru evrelenmesi için PET görüntülemesi sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Duyarlılık %40 ile %65 arasında ve özgüllük %45 ile %90 arasında bildirilmiştir. (19) Seely ve ark. klinikte evre IA tümör olarak görünen hastaların %21'inde mediastinoskopi ile N2 veya N3 nodlar tanımlandığını ortaya koymuştur. Toraks BT'sinin pozitif prediktif değeri %43 ve negatif prediktif değeri ise %92 bulunmuştur. (13) Buna karşılık PET görüntülemesinin potansiyel olarak BT'den daha duyarlı olduğu düşünülmektedir. Kerstine ve ark. KHDAK'ta N2 ve N3 hastalığın tanımlanmasında PET ile BT'yi karşılaştırmıştır.(14) PET'in mediastinal nod hastalığını tanımlamakta BT'den daha duyarlı olduğunu bulmuşlardır (%81'e karşılık %76). Chin ve ark. PET'in mediastinal nodları evrelemek için kullanıldığı zaman %78 duyarlı ve %81 özgül olduğunu ve negatif prediktif değerinin %89 olduğunu bildirmiştir.(15) Yukarıdaki düşüncelerden hareketle, PET'in küçük hücreli dışı akciğer kanserinin değerlendirilmesinde ve daha doğru evrelenmesinde, örneğin, evre I (periferik ve santral T1-2, N0; periferik T1, N0 için öneri 3), evre II, evre III ve evre IV hastalığın tanımlanmasında, bir rolü olabileceğine inanılmaktadır. (20) İnvaziv Evreleme
Mediastinal nodların değerlendirilmesi hastanın daha ileri evrelenmesinde anahtar bir basamaktır. Mediastinoskopi altın standart olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, özellikle eğer görüntüleme yönetemiyle elde edilen sonuçlara göre bir karara varılamıyorsa ve tümörün boyutları ve yerleşimine göre mediastinal tutulum olasılığı yüksekse, ilk değerlendirmenin bir parçası olarak kullanılması teşvik edilmektedir. Periferik T2, santral T1 veya T2 lezyonlu ve BT'si negatif olan hastalarda, mediastinal lenf nodu tutulumu riski yüksektir ve mediastinoskopi önerilmektedir. Potansiyel olarak operabl olan KHDAK olgulardan toraks BT'sinde, T1 boyutunda periferik kitlesi olup, patolojik boyutta LAP olmayan olgularda mediastinoskopi ve/veya mediastinotomi ile invaziv mediastinal evrelemeye gerek yoktur (öneri 3). Dillemans ve ark., preoperatif BT'de büyümüş mediastinal lenf nodları bulunmayan T1 periferik tümörlü hastalarda mediastinoskopi yapılmadan direkt toraks cerrahisine gidilen selektif bir mediastinoskopi stratejisi bildirmişlerdir. (21) Bu stratejiyle sadece torakotomi sırasında keşfedilen pozitif N2 nodlarının insidansı %16'dır. N2 hastalığı tanımlamakta toraks BT'sinin duyarlılığı %69 ve özgüllüğü %71 olarak bildirilmiştir. Bununla birlikte, hem BT hem de mediastenoskopinin birlikte N2 hastalığı saptamaktaki doğruluğu, tek başına toraks BT'sinin genel doğruluğundan anlamlı derecede daha iyidir (%89'a karşılık %71). BT kullanılırken, nod pozitifliği lenf nodlarının büyüklüğüne dayanarak saptanır. Bu yüzden, BT nod büyümesi sonuçlanmayan küçük metastazları atlayacaktır. Bu konuya yönelik olarak, Arita ve ark., özel
olarak 90 hastada normal boyuttaki mediastinal lenf nodlarındaki akciğer kanseri metastazlarını incelemiş ve histolojik olarak gizli N2 veya N3 hastalık olarak tanımlanan hastalıkta toraks BT'sinin %16 oranında yanlış negatif sonuç verdiğini bulmuştur. (22)
Santral kitle, > T1 tümör, adeno kanser ve/veya patolojik boyutta (kısa çapı > 1 cm) mediastinal LAP'ı olan olgulara mediastinoskopi, sol mediastinal patolojik boyutta LAP'ı olanlara; servikal mediastinoskopi ve anterior mediastinoskopi mediastinotomi veya torakoskopi yapılmalıdır.
Santral yerleşimli ve görüntüleme yöntemlerine göre 5, 6 numaralı lokalizasyonda lenf nodu (+) olan ve servikal mediastinoskopisi negatif sol akciğer tümörlerinde “extended” mediastinoskopi veya sol anterior mediastinotomi tercih edilmelidir. (Sayfa Başına Git)
Alt lob tümörlerinde, periferik yerleşimli sol üst lob tümörlerinde ve her iki hemitorakstaki muhtemel ilave patolojileri aydınlatmak için tercih edilmelidir. “Extended'' mediastinoskopi 5, 6 numaralı lokalizasyonda lenf nodu görüntüleme yöntemi ile pozitif olan ve servikal mediastinoskopisi negatif periferik yerleşimli sol akciğer tümörlerinde torakoskopiye alternatif bir yöntemdir.
UZAK METASTATİK HASTALIĞIN EVRELENMESİ
Evre I KHDAK'li asemptomatik olgularda rutin uzak metastaz araştırması maliyet etkinlik bakımından yararlı bulunmamıştır. Bu olgularda ekstra torasik evreleme yapılmamalıdır. Ancak kilo kaybı (3 ayda %10 dan fazla), fokal kemik ağrısı, göğüs ağrısı ve baş ağrısı, senkop, epileptik nöbet, ekstremite güçsüzlüğü, mental fonksiyonlarda değişiklik gibi nörolojik semptomlar ve laboratuvar testlerinde hematokrit düşüklüğü [Hct < %40 (Erkeklerde), %35 (Kadınlarda)], alkalen fosfataz, GGT, SGOT, serbest kalsiyum ve LDH yüksekliği gibi sistemik yayılım belirtileri olan veya diğer nedenler ile sınırda operasyon şansı olanlar ve Evre II ve lokal ileri evre (Evre III) potansiyel operabl veya küratif kemoradyoterapi adaylarında; T, N evresinde ilerleme ile uzak metastaz olasılığının arttığı dikkate alınarak uzak metastaz araştırması yapılmalıdır.
Kemik
Kemik sintigrafisi a) kemik ağrısı olan olgularda veya
b) göğüs ağrısı olan olgularda veya
c) serum kalsiyum düzeyi yüksek ise veya
d) serum alkalen fosfataz düzeyi yüksek ise yapılır.
Beyin
Beyin MRI merkezi sinir sistemi semptom ve bulguları olan tüm olgularda istenmelidir.
Beyin MRI evre II (nonskuamöz histoloji), evre III ve evre IV hastalıkta eğer agresif kombine modalite tedavisi düşünülüyorsa, daha ileri hastalığı dışlamak için önerilmektedir. (23) Semptomatik olduğu halde beyin BT'de metastaz saptanmayan olgularda beyin MRI yararlı olabilir. (Sayfa Başına Git)
Adrenal
Toraks-üst abdomen BT veya ultrasonografi ile adrenal kitle saptanırsa ve hastanın primer akciğer tümörü potansiyel olarak rezektabl ise; adrenal gland metastazını ekarte etmek için iğne aspirasyonu ya da biyopsi yapmak gereklidir. MR ve PET ile benign-malign adrenal kitle ayrımı araştırma aşamasındadır. Yüksek duyarlılık ve özgüllükte olduklarını gösteren sonuçlar alınmış olmakla birlikte henüz biyopsinin yerini alabilecek noninvaziv yöntemler olarak önerilmemektedirler.
Karaciğer
Toraks ile birlikte rutin çekilen BT ve/veya ultrasonografide karaciğerde tek bir kitle saptanırsa ve hastanın primer akciğer tümörü rezektabl ise; karaciğerdeki kitleden iğne aspirasyonu ya da biyopsi yapılır. “American Joint Committee on Cancer (AJCC)” ve “Union Internationale Contre le Cancer (UICC)” tarafından Akciğer Kanserinin Uluslararası Evrelemesi 1997 yılında kabul edilmiştir. Evrelemedeki bu yenileme bazı hasta gruplarına daha spesifik dikkat çekmek için yapılmıştır. Özetle: Tümör büyüklüğüne göre evre I iki alt gruba ayrılmıştır; IA: T1N0M0 ve IB: T2N0M0. Evre II' de tümör büyüklüğü ve lenf nodu tutulumuna göre iki alt bölüme ayrılmıştır; IIA:
T1N1M0 ve IIB: T2N1M0. 1986 TNM sınıflamasında evre IIIA olarak sınıflanan T3N0M0 prognozunun daha iyi olması nedeniyle yeni sınıflamada evre IIB olarak kabul edilmiştir. Diğer bir değişiklik de birden çok tümör nodüllerinin tanımlanması ile yapılmıştır. Primer tümör ile aynı lobda olan ve lenf nodu olmadığı ortaya konan komşu tümör nodülleri T4 lezyonlar olarak değerlendirilmiştir. Primer tümörün bulunduğu lob dışındaki intrapulmoner tümör nodülleri M1 olarak sınıflandırılmıştır. (24-26) Bu yenilenen evreleme sisteminde, aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır: Evre I hastalık Evre IA (T1, N0, M0) ve Evre IB'ye (T2, N0, M0) ayrılmıştır, çünkü T1, N0 olan hastalarda sağkalım oranları T2, N0 hastalardan daha yüksektir. Evre II hastalık da aynı nedenle benzer şekilde evre IIA (T1, N1, M0) ve evre IIB'ye (T2, N1, M0 ve T3, N0, M0) ayrılmıştır. Evre IIIA T3, N0, M0 olarak tanımlanan tümörler dışında aynı kalmaktadır, çünkü bu tümörlerin bulunduğu hastalarda sağkalım T2, N1, M0 hastalıkla benzerdir; buna bağlı olarak, bu iki kategori artık birlikte evre IIB hastalık olarak gruplandırılmaktadır. Evre IIIB ve evre IV, T4 ve M1 tanımlayıcıları için yapılan değişiklikler dışında aynı kalmaktadır. Malign perikardiyal veya plevral efüzyon, T4 tanımlayıcısı olarak eklenmiştir ve akciğerin ipsilateral primer-tümör lobundaki satellit tümör nodülünün/nodüllerinin varlığı T4 olarak sınıflandırılmıştır. akciğerin ipsilateral veya kontralateral lobundaki ayrı metastatik tümör nodülü/nodülleri M1 olarak sınıflandırılmıştır M1 hastalık olarak sınıflandırılmakla birlikte, ipsilateral metastaz preoperatif dönemde farklı bir senaryo sunmaktadır. Tıbbi literatürde akciğer kanserinin akciğer metastazları hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bununla birlikte, bir akciğer metastazı bulunduğu zaman, çoğunlukla başka sistemik metastazları bulunan hastalarda ortaya çıkmaktadır. (Sayfa Başına Git)
TNM SINIFLAMASI
“The American Joint Committee on Cancer (AJCC)” TNM sınıflaması aşağıdaki gibidir (25).
Primer tümör (T)
Tx: Primer tümörün belirlenememesi. Balgam veya bronş lavaj sıvısında malign hücreler görülmesine rağmen radyolojik veya bronkoskopi ile tümörün saptanamaması.
T0: Primer tümör belirtisi yok
Tis: İnsitu karsinom
T1: En geniş çapı 3 cm olan, akciğer veya visseral plevra ile çevrili, bronkoskopik olarak lob bronşundan daha proksimale (ana bronşa*) invazyon yapmayan tümör.
T2: Aşağıdaki özelliklerden birini içeren tümör; - en geniş çapı 3 cm - ana bronşa invaze ancak ana karinadan 2 cm uzakta - visseral plevraya invaze - hiler bölgeye uzanan fakat bütün akciğeri kapsamayan atelektazi ya da obstrüktif pnömoni
T3: Herhangi bir büyüklükte; göğüs duvarı (superior sulkus tümörleri dahil), diyafragma, mediastinal plevra veya parietal perikarddan herhangi birine invaze veya karinaya <2 cm yakın fakat karinayı invaze etmeyen veya bütün bir akciğerde atelektazi ya da obstrüktif pnömoniye neden olan tümör. Nervus frenikus, nervus vagus invazyonları, mediastinal yağlı doku, ekstraperikardiyal pulmoner arter ve azigos ven invazyonları.
T4: Herhangi bir büyüklükte; mediasten, kalp (myokard), büyük damarlar, perikard içi pulmoner arter ve ven tutulumu, trakea, özefagus, vertebra, trakeal karina'dan herhangi birine invaze veya malign plevral- perikardiyal effüzyon** ya da aynı lobda satellit nodülleri olan tümör. Nervus laringeal rekürrens invazyonu
Bölgesel lenf nodları (N)
NX: Bölgesel lenf nodu değerlendirilememesi.
N0: Bölgesel lenf nodu metastazı yok
N1: Aynı taraf peribronşiyal ve/veya hiler lenf nodu metastazı, primer tümörün direkt in-vazyonu ile intrapulmoner lenf nodu tutulumu.
N2: Aynı taraf mediastinal ve/veya subkarinal lenf nod(lar)una metastaz.
N3: Karşı taraf mediastinal- hiler, aynı veya karşı taraf skalen veya supraklavikuler lenf nodlarına metastaz.
Uzak metastaz (M)
MX:Uzak metastaz varlığının değerlendirilememesi.
M0: Uzak metastaz yok
M1: Uzak metastaz var.***
* Bronş duvarına sınırlı invazyon gösteren herhangi bir büyüklükteki mukozal yüzeyel tümörler ana bronş proksimaline yayılmış olsalar bile T1 olarak evrelenirler. ** Akciğer kanseri ile birlikte olan plevral effüzyonların çoğu tümöre bağlıdır. Ancak bazı olgularda tekrarlanan effüzyon sitolojik değerlendirmesinde tümör hücresi saptanamayabilir. Genellikle kansız, transüda özelliğinde olan, klinik ve sitolojik olarak malignite düşündürmeyen plevral- perikardiyal effüzyonlar evrelemede dikkate alınmamalı, tümör diğer özelliklerine göre T1, T2 veya T3 olarak değerlendirilmelidir. *** Primer tümörün bulunduğu lob dışındaki satellit tümör nodülleri M1 olarak sınıflandırılır. (Sayfa Başına Git)
TNM' ye göre evreleme:
Gizli karsinom Tx N0 M0
Evre 0 Tis N0 M0
Evre IA T1 N0 M0
Evre IB T2 N0 M0
Evre IIA T1 N1 M0
Evre IIB T2 N1 M0
T3 N0 M0
Evre IIIA T1 N2 M0
T2 N2 M0
T3 N1 M0
T3 N2 M0
Evre IIIB Herhangi bir T N3 M0
T4 herhangi bir N M0
Evre IV Herhangi bir T
Herhangi bir N
M1
PREOPERATİF DEĞERLENDİRME
SOLUNUM FONKSİYONLARI
1. Basamak: Pnömonektomi için postbronkodilatatör FEV1>2L(veya> % 60), MVV> %50, lobektomi için de FEV1>1.5L, MVV> %40 ise ve interstisyel akciğer hastalığı ve/veya kardiovasküler hastalık yok ise ya da DLCO > % 60 ve PaCO2 < 45 mmHg ise cerrahi uygulanabilir.
2. Yukarıdaki kriterleri doldurmayan hastalarda kantitatif perfüzyon sintigrafisi yapılmalı ve tahmini postoperatif değerler belirlenmelidir. Tahmini postoperatif FEV1 0.8L (veya % 40), DLCO % 40, SaO2 > % 90 ise kabul edilebilir bir operatif mortalite ile (% 0 - 15) cerrahi uygulanabilir. Tahmini postoperatif FEV1 ve DLCO< %40 olan olgularda morbidite ve mortalite riski yüksektir. Daha ileri değerlendirmeye gereksinme vardır.
3. İlk iki basamakta cerrahi ile mortalite riski tam belirlenememiş, ancak yine de rezeksiyon düşünülen olgularda egzersiz testleri yapılmalıdır. 250 metre yürüme, 1-2 kat merdiven çıkma, 6 dakika yürüme gibi basit egzersiz testlerini tamamlayamıyor veya egzersiz ile >%4 desatüre oluyorlarsa cerrahi ile morbidite ve mortalite riski yüksektir.
4. Post-op beklenen FEV1 >%40 ve PaCO2>45 mmHg ise standart kardiyopulmoner egzersiz testi ile maksimal oksijen tüketimi (VO2 peak) belirlenmelidir. VOV > 20 ml/ kg/dk olan olguların cerrahi riski kabul edilebilir düzeydedir. VO2< 15 ml/ kg/ dk ise morbidite ve mortalite riski yüksektir. (Sayfa Başına Git)
KARDİOVASKÜLER YETERLİLİK
1. Bütün preoperatif hastalarda EKG çekilmelidir.
2. Duyulabilen üfürümü olan bütün hastalarda ekokardiografi çekilmelidir.
3. Son 6 haftada miyokard infarktüsü (MI) geçirenlerde akciğer rezeksiyonu yapılmamalı, 6 ay içinde geçirilmiş MI'ın ameliyat riskini artırdığı bilinmelidir.
4. Daha önce koroner “by-pass” geçirenlerde akciğer rezeksiyonu yapılabilir, ancak diğer hastalar gibi muhtemel yeni kardiak risk faktörleri göze alınarak değerlendirilmelidir.
5. Koroner anjiyografide belirgin tıkanıklğı olan hastalarda akciğer rezeksiyonundan önce koroner “by-pass” yapılmalıdır.
6. Belirgin kardiyak hastalığı olan hastalar mutlaka pre-operatif kardiyolojik değerlendirmeye (egzersiz EKG testi ve ekokardiyografiyle) alınmalıdır.
7. Akciğer kanserli hastalarda cerrahi öncesi kardiak ve pulmoner riskleri bir arada değerlendiren kardiopulmoner risk indeksi hesaplanması faydalıdır.
8. Öncesinde inme, geçici serebral iskemik atak, karotis yetersizliği hikayesi olanlarda cerrahi öncesi karotis doppler incelemesi yapılmalı, nöroloji ve damar cerrahisi konsültasyonu yapılmalıdır.
PROGNOZ DEĞERLENDİRMESİ
— Perioperatif morbidite artan yaş ile artar. Akciğer rezeksiyonuna gidecek yaşlıların perioperatif yoğun bakım-destek gereksinimi daha fazladır. Preop diğer hastalıklar dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır.
— Evre I ve II hastalık için cerrahi 70 yaş üzerindekilerde daha genç hastalarda olduğu kadar etkili olabilir. Bu hastalar yaşa bakmaksızın cerrahi için değerlendirilmelidir.
— Yaşlılarda pnömonektominin mortalitesi yüksektir. Pnömonektomiye uygunluğu belirlemede yaş dikkate alınmalıdır.
1. Preoperatif kilo kaybı % 10 veya ECOG-WHO performans > 2 olanlarda prognoz kötüdür. Birlikte başka hastalık veya belirlenenden daha ileri evre hastalık olma olasılığı yüksektir.
2. Serum albumin düzeyi < 3 gr/ dl, vücut kitle indeksi < 18.5 olanlarda postoperatif komplikasyon ve mortalite oranı yüksektir. (Sayfa Başına Git)
KAYNAKLAR
1. Wald NJ, Nanchahal K, Thompson SG et al. Does breathing other people's smoke cause
lung cancer? BMJ 1986;293:1217-1222.
2. Omenn GS, Merchant J, Boatmann E et al. Contribution of environmental fibers to respiratory
cancer. Environ Health Perspect 1986;70:51-56.
3. Ginsberg RJ, Vokes EE, Rosenzweig K. Non-small cell lung cancer. In: DeVita VT Jr, Hellman S, Rosenberg SA, eds. Cancer principles and practice of oncology. 6th ed. Philadelphia: Lippincott- Williams & Wilkins. 2001:925-983.
4. Janerich DT, Thompson WD, Varela LR et al. Lung cancer and exposure to tobacco smoke
in the household. N Engl J Med 1990;323(10):632-636.
5. Fraumeni JF Jr. Respiratory carcinogenesis: an epidemiologic appraisal. J Natl Cancer Inst
1975;55(5):1039-1046.
6. Kaneko M, Kusumoto M, Kobayashi T et al. Computed tomography screening for lung carcinoma in Japan. Cancer 2000;89[Suppl 11]:2485-2488.
7. Henschke CI, Naidich DP, Yankelevitz DF et al. Early lung cancer action project: initial findings on repeat screenings. Cancer 2001;92(1):153-159.
8. Brambilla, E., Travis, W. D., Colby, T. V., Corrin, B. & Shimosato, Y. The new World Health
Organization classification of lung tumours. Eur Respir J 18, 1059-68 (2001).
9. Goldstein, N. S. & Thomas, M. Mucinous and nonmucinous bronchioloalveolar adenocarcinomas have distinct staining patterns with thyroid transcription factor and cytokeratin 20 antibodies. Am J Clin Pathol 116, 319-25 (2001).
10.Horio Y, Takahashi T, Kuroishi T et al. Prognostic significance of p53 mutations and 3p deletions in primary resected non-small cell lung cancer. Cancer Res 1993;53(1):1-4.
11.Slebos RJ, Kibbelaar RE, Dalesio O et al. K-ras oncogene activation as a prognostic marker
in adenocarcinoma of the lung. N Engl J Med 1990;323(9):561-565.
12.Patterson GA, Ginsberg RJ, Poon Y et al. A prospective evaluation of magnetic resonance
imaging, computed tomography, and mediastinoscopy in the preoperative assessment of
mediastinal node status in bronchogenic carcinoma. J Thorac Cardiovasc Surg 1987;94(5):679-684.
13.Seely JM, Mayo JR, Miller RR et al. T1 lung cancer: prevalence of mediastinal nodal metastases and diagnostic accuracy of CT. Radiology 1993;186(1):129-132.
14.Kerstine KH, Trapp JF, Croft DR et al: Comparison of positron emission tomography (PET)
and computed tomography (CT) to identify N2 and N3 disease in non small cell lung cancer
(NSCLC). Proc Am Soc Clin Oncol 1998;17:458.
15.Chin R, Ward R, Keyes JW et al. Mediastinal staging of nonsmall-cell lung cancer with positron emission tomography. Am J Respir Crit Care Med 1995;152:2090-2096.
16.Fossella, F. V., Putnam, J. B. & Komaki, R. Lung cancer (Springer, New York, 2003).
17.Travis, W. D., World Health Organization., International Agency for Research on Cancer., International Academy of Pathology & International Association for the Study of Lung Cancer. Pathologyand genetics of tumours of the lung, pleura, thymus and heart (IARC Press, Lyon, 2004).
18.Kerr KM, Lamb D, Wathen CG et al. Pathological assessment of mediastinal lymph nodes in lung cancer: implications for noninvasive mediastinal staging. Thorax 47(5):337-341, 1992.
19.McLoud TC, Bourgouin PM, Greenberg RW et al. Bronchogenic carcinoma: analysis of staging in the mediastinum with CT by correlative lymph node mapping and sampling. Radiology 1992;182(2):319-323.
20.Pieterman RM, van Putten JW, Meuzelaar JJ et al. Preoperative staging of non-small-cell lung cancer with positron-emission tomography. N Engl J Med 2000;343(4):254-261.
21.Dillemans B, Deneffe G, Verschakelen J et al. Value of computed tomography and mediastinoscopy in preoperative evaluation of mediastinal nodes in non small cell lung cancer. A study of 569 patients. Eur J Cardiothorac Surg 1994;8(1):37-42.
22.Arita T, Kuramitsu T, Kawamura M et al. Bronchogenic carcinoma: incidence of metastases
to normal sized lymph nodes. Thorax 1995;50(12):1267-1269.
23.Mayr NA, Hussey DH, Yuh WT. Cost-effectiveness of highcontrast-dose MR screening of asymptomatic brain metastasis. AJNR Am J Neuroradiol 1995;16(1):215-217.
24.Mountain CF. Staging classification of lung cancer. A critical evaluation. Clin Chest Med 2002;23(1):103-121.
25.Mountain CF. Revisions in the International Staging System for Staging Lung Cancer. Chest 1997;111(6):1710-1717.
26.Mountain CF. A new international staging system for lung cancer. Chest 1986;89:225S- 233S.
Sağlıklı Günler Dileriz. |
Kanser: Çağımızın vebası olarak ifade edilen kanser, insan bedeninde var olan hücre bölünmelerinin kontrolden çıkması olarakta bilinir. Canlı bedeninde var olan hücre bölünmeleri binlerce kez tekrarlanan ve canlıyı, canlı yapmasını sağlayan sıradan bir olgudur. Bedenin ihtiyacına göre her hücre ne kadar bölüneceğini, ne zaman parçalanacağını bilir. Bu bilgi bedende, neredeyse mükemmel işleyen immün sistem (Bağışıklık Sistemi) tarafından kontrol edilir. Bazı nedenlerden dolayı, bölünme veya çoğalmalarda gerektiğinden az ve/veya fazla bölünen hücrelere müdehale ederek, doğabilecek hasarları önleyen, bağışıklık sisteminin görevini yerine getirebilmesi için, son derece güçlü olması gerekir.
Temelde bağışıklık sistemini, zinde ve güçlü tutabilmek için uygulanan, çeşitli terapi ve/veya tedaviler, uzun yıllardır bilimsel gerçekliği kanıtlanmamış tedaviler olarak nitelendirilirken, son zamanlarda bilim adamlarının da yoğun ilgisini görmeye başlayan Alternatif Tedaviler, Kanser Tedavisinde de etkili sonuçlar verdiği bilinmektedir.
Klasik modern tıbbın uyguladığı, cerrahi, kemoterapi ve radoyaterapi gibi tedavi/terapiler doğal olarak bedenin immün sistemini etkileyen ve son derece savunmasız bırakan uygulamalardır. Kanser Tedavisi Sürecinde son derece güçlendirilmesi gereken immün sistem için, artık yeni, yeni immünoterapiler de modern tıbta uygulanmaya başlandı.
Bu bağlamda, henüz 2 yıl öncesine kadar "Kanser Nedenleri" bilinmeyen muamma olarak nitelendirilirken, risk faktörlerinin içerisinde, özellikle genetik yapısıyla oynanmış gıdaların tüketiminin yayğınlaşması, kanser vakalarının doğru orantıda artmasına neden olduğu artık kabul edilmektedir. Nedeni bilinmeyen bir hastalığı tedavi etmeye çalışmak, neredeyse imkansızdır.
Tüm dünyada kanser vakalarının artması ve klasik modern tıbbın bu konuda fazla yol kat edememsinin nedeni, Alternatif olarak nitelendirilen terapi/tedavilerden kopuk olmasını getiriyor akıllara. Oysa Alternatif Tedaviler ile Klasik Modern Tıbbın son derece barışık olduğu Almanya da kurulan Alternatif Tedavi Merkezlerinde gerçekten önemli hastalıklar tedavi edilmektedir.
Kanser Tedavisi
Kanser Tedavisi tüm dünya da ve ülkemizde önceki dönemlere göre daha umut verici aşamalar kaydetmektedir. Son dönemlerde özellikle klasik tıp tedavi yöntemlerinin, alternatif tedavileri kabul etmesi ve birlikte hareket etmesi tedavi basarı oranını olumlu etkilemektedir. Kanser türüne evresine göre, klasik tıp tedavi yöntemlerinden birisi veya hepsinin uygulamasıyla başlayan bir süreçtir. Zira kanser tedavisinde ekili olduğu düşünülen alternatif tedavi metodları da son derece önemli başarılar elde etmiştir. Özellikle immün sistem hedef alınarak yapılan tedaviler gerçekten olumlu sonuçlar vermektedir.
Her hastalıkta olduğu gibi kanser tedavisinde de erken tanı son derece önemlidir. Kanser tedavilerini Klasik Kanser Tedavisi ve Alternatif Kanser Tedavisi olarak iki ayrı guruba ayırmak mümkündür. Klasik Kanser Tedavi yöntemlerinin yeteri kadar sonuç vermemesinden dolayı, dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de kanser hastalarının yarısından çoğu Alternatif Kanser Tedavisi metotlarına başvurmaktadırlar. Kanser tedavi yöntemlerini aşağıdaki gibi başlıklar halinde sıralamak mümkündür.
[Kanser Tedavileri]
Cerrahi Kanser Tedavisi (Ameliyat)
Kanser hücrelerinin büyüme sebebi DNA hasarıdır. Normalde vücut bu hasarı tamir edebilirken, kanser hücrelerindeki hasarı onaramamaktadır. Kanser genellikle solid dediğimiz kitle formasyonundadır. Lösemi gibi bazı kanserler tümör formunda değildir. Tümörlerin tamamı kanser değildir, bu tümörler çok nadir istisnalar dışında vücutta başka yerlere yayılmazlar (metastaz) ve hayatı tehdit etmezler. Cerrahi Kanser Tedavisinde ana prensip kitlesel formasyondaki kanserli dokunun, cerrahi yöntemlerle çıkarılıp, kanserli bölgenin temizlenmesidir.
Kemoterapi Kimyasal Tedavi (İlaç Tedavisi):
Kemoterapi, normal hücrelere olası en az zararı vererek, kanserli hücreleri öldürebilen bir ilaç tedavisi yöntemidir. Kemoterapi kanserli hücrelerin çoğalmasını engeller. Kemoterapi bazen kanser için ilk uygulanan tedavi yöntemidir. Bununla beraber, kemoterapi genellikle diğer tedavilerden sonra uygulanmaktadır. Kemoterapi ameliyat veya radyoterapi tedavisinden etkilenmeyen kanserli hücrelerin öldürülmesinde yardımcı olabilir.
Işın Tedavisi (Radyoterapi):
Radyoterapi ışınla tedavi yöntemidir. Radyasyon bir tür enerji olup, kanserli hücrelerin çoğalmasını engelleyebilir. Radyoterapi ayrıca, normal hücreleri de etkileyebilir, ancak bu hücreler daha sonra iyileşebilir. Radyoterapi, vücudun içinden veya dışından olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Dıştan tedavide, radyasyon bir makineden doğrudan kanserli organa ve çevresindeki dokuya yönlendirilir.
Kanser Tedavisinde Bitkiler (Xp Tonik Sls Tedavisi)
Henüz aşısı geliştirilmemiş kanser tedavisinde klasik modern tıbbın yetersiz kalması hasta ve yakınlarını Alternatif Kanser Tedavi Metotlarına yöneltmektedir. Kanser hastalığının tedavisi konusunda bir çok alternatif tıp yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler kanser ilaçlarının ve tedavilerinin ham maddesini oluşturan bitki ve hayvan ekstraktlarıdır. Bu yöntemle kürabıl olarak nitelendirilemeyen birçok kanser tedavisine yardımcı olarak alınan bu ürünler immün sisteminin kuvvetlendirilmesine yardımcı olmaktadır. Türkiye de ve Dünyada Geliştirilmiş XP TONIC SLS, Alternatif Kanser Tedavi Metotları arasında Bitkisel Tedavide en yüksek başarıya sahiptir.

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.

Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanser hücreleriyle (pembe), lenfositlerin (sarı) savaşı.
Kanserin Nedenleri ?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.
Sigara alkol kullanımı,
-
Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
-
Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
-
Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
-
Bazı virüsler
-
Hava kirliliği
-
Radyasyona maruz kalma,
-
Kötü beslenme alışkanlığı
Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi
Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.
Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz....
Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
İyileşmeyen yaralar
Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...
Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler
Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ
Meme kanseri
Akciğer kanseri
Prostat kanseri
Mide kanseri
Kalın barsak kanseri
Rahim ağzı kanseri
KENDİ KENDİNİZİN BEKÇİSİ OLUN
Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.
1. Akciğer Kanseri;
Uzun süre devam eden öksürük
Öksürürken kan gelmesi
Nefes darlığı
Akciğer kanserini önlemek için sigarayı bırakın ve sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının.
2. Cilt Kanseri;
· İyileşmeyen yara
· Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği
· Ani oluşan ben ve siğiller
Tehlikeli saatlerde güneşlenmeyin, mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.
3. Meme Kanseri;

|
· Memede ele gelen sertlik
· Meme başında içeri doğru çekilme
· Meme başında akıntı
· Meme şeklinde ki değişiklikler |
Aylık olarak kendi kendinize meme muayenesi yapın, düzenli olarak mutlaka doktora gidin.
4. Ağız Kanseri;
Düzenli muayene ile diş hekiminiz ve doktorunuz ağız kanserini saptar
5. Rahim Kanseri;
 |
· Menopozdan sonra olan kanamalar
· Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar
· Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar
· Karında şişlik |
Düzenli olarak PAP smear testi yaptırın ve pelvik muayene olun.
6. Kolon Kanseri;
 |
· Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
· Karın ağrısı
· Karında kitle
· Kilo kaybı |
Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.
7. Prostat Kanseri;
 |
· Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
· Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma
· İdrar kesesini tam boşaltamama hissi
· İdrar tutmada güçlük
· İdrar akış gücünde azalma |
Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır.
KANSERDE ERKEN TANI
Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.
Kaynaklar
American Cancer Society
-
Cecil Textbook of Medicine
-
National Foundation for Cancer Research
-
National Cancer Institute
-
T.C Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı
-
Türkiye Kanserle Savaş Vakfı
-
Türkiye Kanser Derneği
-
Göğüs Kanseri Dayanışma Grubu
|